Pek Çok Şey – Hayat’ın Köküne İnmek

Geçen gün bir yazı yayımlamıştım hatırladınız mı ?

Şimdi sizlere bir soru sormak istiyorum. Hayattan beklentiniz nedir ?

Ya da hayatı ne olarak görüyorsunuz. Dünyada neden yaşadığınızı biliyor musunuz yada kendi dünya görüşünüz var mı ?

Evet, az çok herkesin bir hayattan beklentisi yada hayat görüşü vardır. Peki o halde ben size kendi hayat görüşümden bahsedeyim. Ben hayatı bir köprü ve tuval olarak görüyorum. Ben bu hayat köprüsündeyken, o hayat tuvalimi renklendirmeye çalışıyorum.

O halde sizlere yeni bir soru daha sormak istiyorum. Çok gezen mi bilir çok yaşayan mı ? Bunun cevabı çok açık öğle değil mi ? Tabiki de çok gezen. Peki çok gezen ne bilir ? Çok gezende, çok yaşayanda elbet bir gün ölecek. O zaman bu adam ne için böyle çok gezer. Ne kadar gezerse gezsin sonunda ölecek. Ya da çok yaşayan neden çok yaşar. Bir kaplumbağa gibi, hayat köprüsünü aheste aheste geçer. Bence ne kadar uzun yaşadığının pek bir önemi yok. Önemli olan…

Daha önce birisi hapşururken hariç, birisine çok yaşa diye selam veren kimse gördünüz mü ? Hayır, çünkü vulkanlar hariç hiç kimse birbirine bu şekilde selam vermez. Ama biz insanlar yine de bunu isteriz yani uzun yaşamayı arzularız. Tıpkı bir kaplumbağa gibi hayat köprüsünden geçerken olabildiğince çok vakit geçirmek isteriz. Ancak ilginçtir bunu isteyen insanların büyük bir çoğunluğu bununla birlikte kaplumbağa bilgeliğini istemek yerine, bir tavşan gibi oradan oraya atlayıp zıplamayı, bir şeyleri hemencecik bitirmeyi, bir şeyleri hemencecik tüketmeyi istiyor. Oysa bir köprüdeysek eğer, manzaranın tadını çıkartmamız lazım. Evet hiç kimse bu hayat köprüsündeki yolculuğunun ne kadar uzun süreceğini bilmiyor eğer ki yarı yolda köprüden atlama gibi bir şey yapmazsa tabi.

Katılıyorum bu köprü biraz zor ince bir sırat köprüsü gibi ama bizden önceki veya bizle birlikte yürüyen canlıların izlerini takip ederek hatta daha da iyisi: bizden sonrada bu hayat köprüsüne çıkacak canlılar için, bizlerde onlara; hayat tablolarını renklendirmeleri için izler bırakmaya çalışabiliriz.

Bazen hayatına renk katabilmek için başka açılardan bakabilmen lazım gerektiği zaman değil, neredeyse her zaman yeniden düşünmen lazım.

Senin göremediğin şeylere başkaları görebilir. Bunun için senden önceki canlıların izlerini takip etmen gerekebilir.

Unutma: sen bir şeyleri göremiyorsun diye o şeyin olmadığı anlamına gelmez.

İşte bunları görebilmek için hayata başka açılarda bakabilmen lazım. Üstelik bunu yapabilmek için gezegeninden yada galaksinsen uzaklaşmana gerek yok. Yeni gözlere sahip olman yeterlidir.

Bunun en güzel yolu ise gezmek.

Gezmek demiştim ya hani. Belki hepimizin gezecek vakti yok, yada imkanı, yada zamanı. Ama belgeseller sayesinde bizler gidemeyeceğimiz yerlere gideriz, yani belgeseller bizleri gezdirir.

Başka bakış açılarından bakmamıza olanak sağlar.

Şimdi etrafına bak. Ne görüyorsun ? Atomları fark edebildin mi ?

Sen şu an göremiyor olabilirsin fakat bir mikro mercekle bakarsan görebilirsim.

Şimdi daireyi düşün Carl Sagan’ın Mesaj adlı romanını aklına getir. O son cümlelerini.

Carl Sagan’ın “Mesaj” adlı romanı şu ifadelerle biter: “Daire evrenin bir amaçla yapıldığını söylüyordu. Hangi galakside olursan ol, bir dairenin çevresini çapıyla böler de yeteri kadar hassasiyetle ölçersen bir mucizeyle karşılaşırsın — desimal noktanın kilometrelerce ötesine çizilmiş yeni bir daire. Daha ilerde daha dolu mesajlar olacaktı. Neye benzediğin, neden yapıldığın ya da nereden geldiğin önemli değildi. Bu evrende yaşıyorsan ve matematik için az bir yeteneğin varsa er geç bulacaktın bunu. O buradaydı şimdiden. Her şeyin içindeydi. Onu bulmak için gezegeninden uzaklaşmana gerek yoktu. Uzayın dokusunda ve maddenin içinde, büyük bir sanat eserinde olduğu gibi, küçük harflerle ressamın imzası vardır. İnsanların, ve şeytanların üzerinde, Bekçileri ve Tünel yapımcılarını da içine alan ve evrenden çok önce var olan bir zekâ vardır.

Şimdi o eşsiz zekanın eserine bak. Bir daireyi al, çevresini çapıyla böl.

Yada atomu düşün her şeyin yapı birimi olan atomu.
İçerisindeki o bitmek bilmeyen aşkı. Proton ve elektronun aşkını. İki zıt kutbun süregelen, en az ferhat ile şirin kadar acıklı hikayesine kulak ver.

Şimdi başka iki zıt kutba daha doğrusu iki zıt kutbun geçtiği ilk kitaba bakalım.
I chink. Bilmem tanıdık geldi mi ?
Bir kitap ama ne kitap. Kendine ait bir alfabesi bile var. Mors alfabesine benzese de, mors alfabesi değil.

陰 陽

Tanıdık gelmedi mi ? Peki şimdi

Yin Yang

Beyazın içinde siyahın siyahın içinde beyazın olduğu yin yang. Tıpkı hayat gibi.

İki zıt kutup ilk kez bu kitapta görülüyor.

Karanlık, aydınlık. Gece, gündüz. Ay, güneş. Kapalı, açık. Negatif, pozitif. Pasif, aktif. Dişil, eril. Soğuk, sıcak. Yavaş, hızlı. Yer, gök. Daire, kare. Olmak ya da olmamak veya tam tersi. Var, yok. 0, 1. Hiçlik, sonsuzluk.

Yani her şeyin birbirinden ayrılmaz 2 kutbu var sıcağı anlayabilmen için soğuk. Soğuğu anlayabilmen için sıcak var.
Madalyon gibi 2 yüzü var her şeyin. Ha birde madalyonun yan kısmı. Tıpkı atomda bulunan nötron gibi. Ya da tıpkı yin yang daki gibi iki zıt kutbun arasındaki o ince çizgi gibi.

Bulamadın mı hiç bir şey? Baktın ama göremedin mi ? O zaman yeniden düşün. Tekrar tekrar düşün.
Bir şeyi yeniden düşünmek için, o konuyu daha önceden düşünmüş ve o konu hakkında bir yargıya varmış olman gerekir.

İşte yeniden düşünmek kafandaki o yargıyı daha da derinleştirebilir veya o yargının sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu kavramanızı sağlayabilir. Beyazın içinde siyah var diye, onu siyah sanman çok saçma olurdu öyle değil mi ? İşte Bu yüzden yeniden düşün.

Hayat tablonu renklendirmek için farklı bakış açılarından bak. Evrenin uzayın tek yaratıcısı Allah’ın eserlerine bak. Kendi eserlerinden birisi olan Kur-an’ı oku. Çok ilerlere gitmene de gerek yok mucizelerle donatılmış o kitap sana çok şey öğretecek. Bakara suresinin 30. Ayetinde bak mesela: Hak-kı Teala’nın seni ne için bu hayat köprüsüne gönderip, eline de bir tuval verdiğini anlayacaksın.
Seni bir halife olarak, yeryüzünde kendisini temsil etmen için gönderdiğini idrak edeceksin.

Düşündüklerini yeniden düşün.

Mesela Bruce Lee’yi hatırla. Yaptığı son konuşmalardan birisinin son sözlerini.

“Zihnini boşalt,
Formsuz ol,
Şekilsiz,
Su gibi.
Suyu bir bardağa koyarsan,
Su, bardak olur.
Suyu bir şişeye koyarsan,
Şişe olur.
Suyu bir çaydanlığa koyarsan,
Çaydanlık olur.
Su akabilir,
Ya da parçalanabilir,
Su ol dostum.”

Düşün. Gerekirse yeniden düşün. Madem bir elçisin o halde yapacağın şeyi, Allahu Teala da yapar mıydı diye yeniden düşün. Ondan sonra karar ver.

Bazen aklına ilginç fikirler gelebilir bunları da not al. Not al ki dünyan değişsin ve dünyan değişsin ki dünyayı değiştir. Ne kadar karmaşık ya da ne kadar basit olursa olsun not al.
Kim bilir bugüne kadar not alınmadığı için ne kadar fikir heba olup gitti. Başkalarının düşüncesini yaşamaya ya da başkaları için yaşamaya göz yumma.
Bardağın boş tarafını da görmeyi öğren. Boş tarafını da gör ki doldurasın.

Yıllardır insanları kişisel gelişim vaadiyle kandırdılar: En iyi sizsiniz, en değerli sizsiniz diyerek. Bardağın dolu tarafına baktırarak. Sonuç : ortada insan diye geçinen bencil varlıklar.

Şimdi düşün.

Düşünmekten korkma.

Kime senin düşüncelerini kısıtlayamaz.
İçindeki çocuğun sesini dinle. Bunun için 7 yaşına dön mesela. O içindeki küçük çocuğun isteklerine kulak ver.

Her şey değişir, kendini değişime bırak. Ama değişmeyen tek bir şeyin yani fikirlerini başkalarına emanet etme. O 7 yaşındaki çocuğun hayallerini gerçekleştir. Onun hayalleri boşa mı gidecek, onun sesini dinle çünkü bir zamanlar sen oydun.

Belki şu an onun hayalleri oldu bile. O zaman hayal bile edemeyeceği renkler kat hayaline.

Belki de şu an kendini bir tırtıl gibi çok ezilmiş yada kendini çok küçük hissedebilirsin. Ama unutma: İçinde bir yerlerde kelebeğe dönüşme potansiyeli var ve dünyadaki her bir kelebeğin, kelebek etkisi var. Dünyayı değiştiren bir etki.
Peki sen nasıl değiştireceksin, iyi yönde mi, kötü yönde mi ?
Sende değiş değişime açık ol. Önce kendini sonra dünyayı değiştir.

Bugünün dünyasıyla yarını inşa ettiğini unutma.
Gelecek canlılara sende iz bırak. O zaman ne kadar uzun yaşadığının da pek bir önemi kalmaz.

Şimdi birde en güzel taploların olmazsa olmazı, güneşi ekle hayat tablona. Onu elinden geldiğince parlak çiz, parlak çiz ki, öyle vernikle ki; o iman güneşini. Tam bir sanat eseri olsun.
Altına da imzanı at, tıpkı bütün büyük sanat eserinde olduğu gibi.

Reklamlar

Pek Çok Şey – Hayat’ın Köküne İnmek” için 2 yorum

  1. Gerçekten bilgi yüklü bir çalışma. Bir çok görüşe yer vermiş olmanız harika . Ölümle ilgili yazdığım yazıyla oldukça örtüşen ancak bu fikirlere yeni bir bakış açısı kazandıran bir çalışma olmuş sizi tebrik ederim … Okuduğum bir çok blogcunun yazısının aksine bu yazıda ter damlalarınızı gördüm bu çok memnun edici ..😊☺

    Yine de bir öneride bulunacak olursam bu harika yazıda sizin sesinizi daha çok duymak isterdim . Bazen bir paragrafı değil bir cümleyi alıntılayıp , geri kalanını kendi düşüncelerinizle süslemek daha iyi olabilir . Alıntılar okuyucuyu yorar çünkü hem bu sesin yazın .. neden senin sesin değil ? Umarım sözlerim sizi rahatsız etmiyordur sadece yardımcı olmak istediğim için böyle davrandığına emin olabilirsiniz .. saygılar

    Liked by 1 kişi

    1. Tavsiyeleriniz için çok teşekkür ederim 😊

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close